Yeni bi uğraş var artık hayatımda, çok uzunca kalmasını istediğim bi uğraş.. Ara sıra bahsi geçebilir yazılarda, konuşmalarda. Anlatırken zorlandığım bi husus var "Ney çalınır mı üflenir mi?" Aslına bakarsanız ben kendimce içimde bi cevap oturttum. Kendimce rahatım yani. Bence ney çalınmaz üflenir. Bu şekilde kullanılır konuşurken. Öyle kullanılmalı demiyorum sadece bunu seçiyorum.
Bu konu biraz da algı meselesi. Ney tasavvufla içiçe bi müzik aleti. Öyle ki tasavvufta esas; kamil insan olmaktır. Biraz günümüz tabiriyle vizyon olarak o seviyeye ulaşmayı seçmektir. Zor ve çetin bi yoldur. Gerçekten böyle insanlara büyük saygım var. Zaman zaman çok özendiğim, kendimce hayatıma yerleştirmeye çalıştığım küçük küçük ilkeler de var. Tasavvufla uğraşan insanların üç şeye benzemesi gerektiği söylenir. Biraz Mevlana'nın yedi öğüdünden devşirme bişey. Toprak, bulut ve yağmur gibi olma. Hepsinin alt yapısı, farklı bir konuya ve vasfa yönelik. Toprak hiç bişey beklemeyendir, hep verir iyiye de kötüye de. Bulutsa herkesi gölgeler ayrım yapmaz. Yağmursa, altında yürüyen herkesi ıslatır sevdiğini sevmediğini birbirinden ayırmaz. Aslında bakınca üçünde de prensip, aynı gibi görünür ama toprak topraktır bulutsa bulut. Bambaşka ince bi çizgi var burda, biraz sizden talep edilene bağlı. Toprak bağrına basar korur kollar herkesi taşır üstünde, yağmur sarar yıkar durular, bulutsa uzaktır ama faydasız değildir. Anlatması zor, henüz çokta sindirememiş biri için özellikle.
Neyse bu kadar dağıtmışken konuyu şu şekilde bağlamayı planlıyorum :) İşte tasavvufla uğraşan insan toprak, bulut veya yağmur gibi olmaya çalışırken çok eğilir bükülür, çokça yontar kendini. Başına gelenlerin kimden geldiğini anlamaya çalışır. Boynunu bükmeyi kabullenmeyi öğrenir. Ney üfleyen biri bence tasavvufla uğraşmasa da uğraşan birini fotoğrafı gibidir. Şeklen aynıdır. Başını eğer, üfler de üfler, nefesi kesilinceye kadar başı dönünceye kadar sorhoş oluncaya kadar hatta hoş nağmelerle başkalarını sarhoş edene kadar... Tasavvuftaki seviyeler gibi. Çalmaz yani, kimsenin gönlünü hoş etmek değildir amaç. (Tam burayı Zurnayı da üflüyoruz, onu da öyle mi kullanalım diyenlere itafen yazıyorum.) Amaç; sadece Ney üflemek ve kendi aldığı o zevkten başkasını da nasiplendirebilmektir.
Buraya bir destur koyup devam edeyim. Fotoğrafın fotoğrafı bile olmayı amaçlamıyorum. Keşke olabilsem ama... Neyse bu anlattıklarım sadece Ney çalınmaz üflenir olayıyla bağlantılı diye burdalar.Biraz da Ney ve insanın benzerliği var aklımda birazcık bahsedeyim istiyorum. Gariptir bu benzerlikler, en azından ben bu benzetmelere yenileri eklendikçe daha da hevesli buluyorum kendimi. Ney sesi insan sesine en benzer sesmiş, müzik aletlerine bakıldığında. Artık oradaki ölçüden pek emin değilim desibel olarak mı oktav ve ya frekans olarak mı bilemiyorum. Bir taraftan da şöyle derler, her neyin kendine has bir sesi vardır akordları aynı olsa bile hafiften ses farklılıklarını biz bile hissedebiliriz.(bizden kasıt müzik kulağına sahip olmayan insancıklardır isterseniz üzerinize alınabilirsiniz.) Tıpkı her insanın sesinin farklı olması gibi.
Bunun dışında bir kamışın ilk filizlendiği andan artık Ney olabilecek hale gelmesi dokuz ayı bulur burda benzerliği görmek mümkün insan da ana rahmine düştükten dokuz ay sonra dünya şartlarına hazır hale gelir. (kimi insanlar yedi aylık olurlar yedi aylık ney/kamış olur mu diye hince sorular soranlara, "hadi be sende git işine" diye bi cevabı uygun görüyorum.) :)
Dahası insan gırtlağının dokuz boğumdan oluştuğu söylenir tıpkı ney gibi, o da dokuz boğumdur. Hocamız insanların aynı zamanda anatomide baştan ayağa dokuz parçada tanımlandığını söyledi. Gördüğüm ilk tıpçıyı yoldan çevirip bu işin aslını sorucam. Hoş yoldan tıpçı bulmam pek mümkün görünmüyo, google amcada bu konuda pek yardımcı olmadı bu durumda bikaç arkadaşın başına ekşicem gibi görünüyo. Onlar kendilerini biliyolar...
Son benzerlikse ney üzerindeki yedi delik. İnsanlar da dünyayı algılamak için başı üzerinde yedi deliğe sahiptir. Göz, kulak, burundaki ikişer delikle ağız toplam yedi deliktir. Gördüklerimiz duyduklarımız kısacası hislerimiz bizi biçimlendiren şeylerken, ney de bu yedi delikle kendini gerçekleştirir. Bunlar görünüşten gelen benzerlikler, tasavvufi benzerlikleri hiç saymadım. Kesinlikle bu konuyu konuşmayı çok isterim ama yeri değil, bilahere konusu açılırsa konuşulur.
Mesnevi'nin girişini Ney'e ayıran Mevlana'nın bir bildiği olmalı mutlak. O halde onun bir cümlesiyle bitireyim:
"Türk olsun, Acem olsun; musiki âşıkların ortak gıdasıdır."