günlüğümde buldum bunu ne amaçla ve hangi olay üzerine yazdım hatırlamıyorum...
“Bence yanlış yoktur, kavramlar farklıdır ve insanlar birbirlerinin doğrularını yanlışlıkla itham etmekten başka bişey yapmazlar. Gerçek doğrular birilerinin onayladığı şeyler olamaz. Gerçek doğrulara ulaşmak tek taraflı bir çabanın sonucunda ortaya çıkan bir acı yumağı oluverir. Doğrulara gidilmez doğrular bize gelir veya gönderilir. Yanlışlar ise doğrular arasında değildir ve aslında mutlak varlıklarından da söz edilemez. Yanlışlar; hakikatler(gerçek doğrular)in ve doğruların içinde bizlerin tanımladığı ve hayal ettiği bir yokluktur. Olması gerekenlerin tümü ve tüm doğrularda varlıktır.”
Pazar, Ağustos 06, 2006
Çarşamba, Ağustos 02, 2006
...
Muhtacım hayatımı yürüten o sözlere
Ümitsizce dinlerim her bir seferinde
Ne yapacağımı bilemez bir halde
Ezbere yaşıyorum hayatımı bile
Camdan bir perde koymuşlar sanki önüme
Cüz-i fiyatlara aldığım hayallere
İğneliyorum ucuz hayatımı yine
Mektuplar yazıyorum puslu geleceğe
Ümitsizce dinlerim her bir seferinde
Ne yapacağımı bilemez bir halde
Ezbere yaşıyorum hayatımı bile
Camdan bir perde koymuşlar sanki önüme
Cüz-i fiyatlara aldığım hayallere
İğneliyorum ucuz hayatımı yine
Mektuplar yazıyorum puslu geleceğe
Salı, Temmuz 11, 2006
sadece düşün diye
kendini bırak akan zamana
ellerini aç masmavi semaya
lütuftur gelmemiz bu hayata
emin ol fark yok insandan insana
belki çıkamayız sabaha
evvela bunu tutmalı akılda
kelebek misali uçmalı ufka
kum saati içindeki kum taneleri akmayı durdursada
bir zaman durmaz akar gider savrulmuş hayatları yok etsede
bir gün daha kopup geldi yarınlardan
ve bir gün daha karıştı kayıplara
bir gün daha sunuldu geçmek için kapılardan
ve bir gün daha yitip gitti kapı eşiğinde
bir gün daha izin verildi hayallere
ve bir gün daha yad edildi anılar
bir gün daha başladı yemyeşil çimlerle
ve bir gün daha bitti sarı yapraklarla,
bir gün daha gülümsadi yepyeni umutlar
ve bir gün daha yaşardı gözler pişmanlıklara
birgün daha baktı gözler mavi göklere
ve bir gün daha eğildi baş sessizce yere
bir gün daha kaçtı içimizdeki çocuk bilinmezlere
ve bir gün daha kucak açtı yüzdeki çizgiler hüzne
dur dinle
gözlerimiz ne kadar görür
kulaklarımız ne kadar işitir
ellerimiz ne kadar uzağa ulaşır
sözlerimiz bize ne kadar yakındır
yanaklarımızdan kaç damla yaş süzülür
dudaklar ne kadar tebessüm eder
aklın senden ne kadar uzak durur
yada kalbin ömründe kaç dakika atar
sadece bir kaç dakikayı bağışla hayatından
ölç biç sonra sadece kendine cevap ver
yada durma koşarak uzaklaş bu sorulardan
çünkü her yeni soru seni gerçeğe yaklaştırır
savaşın çocukları
yaşarya umutlar gözyaşlarında
elelri uzanır ya yağmurlara
ümitleri koşarya duygularla
bakar ya gözleri dolu ufuğa
akıtır göz yaşlarını bir boşluğa
ve susar ya dilleri sonsuzluğa
gün gece gece gündür etrafında
kara ölüme olur ya aşina
ufacık bir çocuktur bu savaşta
bedeni soğuk ruhu sıcak ama
yinede hasrettir bir sıcaklığa
silik anılarındaki yuvaya
birşeyler işgaldedir kafasında
"ölüm" müdür büyüyen akıllarda
"hayata devam" demekmidir yoksa
ateş çamuru ya en başa döndürüp toprağa çevirir
yada şekillendirip çömlek yapar
ateş insanı ya yakar bir kara deliğe savurur
yada pişirir gökte bir ışığa yollar
ellerini aç masmavi semaya
lütuftur gelmemiz bu hayata
emin ol fark yok insandan insana
belki çıkamayız sabaha
evvela bunu tutmalı akılda
kelebek misali uçmalı ufka
kum saati içindeki kum taneleri akmayı durdursada
bir zaman durmaz akar gider savrulmuş hayatları yok etsede
bir gün daha kopup geldi yarınlardan
ve bir gün daha karıştı kayıplara
bir gün daha sunuldu geçmek için kapılardan
ve bir gün daha yitip gitti kapı eşiğinde
bir gün daha izin verildi hayallere
ve bir gün daha yad edildi anılar
bir gün daha başladı yemyeşil çimlerle
ve bir gün daha bitti sarı yapraklarla,
bir gün daha gülümsadi yepyeni umutlar
ve bir gün daha yaşardı gözler pişmanlıklara
birgün daha baktı gözler mavi göklere
ve bir gün daha eğildi baş sessizce yere
bir gün daha kaçtı içimizdeki çocuk bilinmezlere
ve bir gün daha kucak açtı yüzdeki çizgiler hüzne
dur dinle
gözlerimiz ne kadar görür
kulaklarımız ne kadar işitir
ellerimiz ne kadar uzağa ulaşır
sözlerimiz bize ne kadar yakındır
yanaklarımızdan kaç damla yaş süzülür
dudaklar ne kadar tebessüm eder
aklın senden ne kadar uzak durur
yada kalbin ömründe kaç dakika atar
sadece bir kaç dakikayı bağışla hayatından
ölç biç sonra sadece kendine cevap ver
yada durma koşarak uzaklaş bu sorulardan
çünkü her yeni soru seni gerçeğe yaklaştırır
savaşın çocukları
yaşarya umutlar gözyaşlarında
elelri uzanır ya yağmurlara
ümitleri koşarya duygularla
bakar ya gözleri dolu ufuğa
akıtır göz yaşlarını bir boşluğa
ve susar ya dilleri sonsuzluğa
gün gece gece gündür etrafında
kara ölüme olur ya aşina
ufacık bir çocuktur bu savaşta
bedeni soğuk ruhu sıcak ama
yinede hasrettir bir sıcaklığa
silik anılarındaki yuvaya
birşeyler işgaldedir kafasında
"ölüm" müdür büyüyen akıllarda
"hayata devam" demekmidir yoksa
ateş çamuru ya en başa döndürüp toprağa çevirir
yada şekillendirip çömlek yapar
ateş insanı ya yakar bir kara deliğe savurur
yada pişirir gökte bir ışığa yollar
Cumartesi, Temmuz 01, 2006
küçücük bir kıssa
bir şehre veda ediyorum sessizce
bir otogar insanlar bavullar
vedalar merhabalar
etrafımdaki insanlar benden daha canlı
silik bir izim sadece otobüsün canmında yansıyan
bir kız otobüsün önünde ağlıyor
oğlanda onun önünde
konuşuyorlar
oğlanın elleri
kızın yanaklarından süzülen gözyaşlarını siliyor
oğlan ne konuşuyor ne kadar konuşuyor bilmem
kız sadece bir kaç kelimeyle
ve gözyaşıyla cevap veriyor
kız ağlıyor
yelkovan yerine vardığında
yola çıkmak düşüyor bize
kız şöförün hemen ardından otobüse biniyor
yanımdan geçiyor
yanakları ıslak
oğlanın gözleri otobüsün camında
kıza bakıyor
biz hareket ederken
onun elleri ister istemez kalkıyor
sallıyor gözyaşlarıyla ıslanmış ellerini
otobüs perondan uzaklaşırken
vedalar hasrete yelken açıyor
kız ağlarken oğlan otobüsün arkasından el sallıyor
kız ağlıyor oğlan el sallıyor
göz yaşları kızın yanaklarında
oğlanın ellerinde kurudukça
ayrılık yüreklere çörekleniyor
son köşe dönüldüğünde
çareler çaresiz kalıyor
camdan bakıyorum dışarıya
ve camdaki silik görüntüme
neleri terk etmiyoruz ki
imkanlar imkansızlıklar
mecburiyetler amaçlar ve hayaller için
hayaller şu karşıda duran karlı dağdan daha yakın
yeterki yola çıkmayı bilelim
adım atalım
kimi zaman veda edelim
geride kalanlara ağlayalım bazen
ama yola çıkalım
düşünmeyelim arkadakileri
önümüze bakalım
baktığımızı görelim
hayalleri
umutları
ve şu andaki yarınları...
ufuktaki hayallerimizle çıktık yola
nutuklardan uzak kendi başımıza bir hayata
umutla gelecekten bi şeyler bekledik
terkedilmiş mekanların yeni sahipleriydik
mutluluğa doğru açtık rengarenk yelkenlerimizi
arkamızda bıraktık bizi unutma seslerini
bir şehre veda ediyorum sessizce
bir otogar insanlar bavullar
vedalar merhabalar
etrafımdaki insanlar benden daha canlı
silik bir izim sadece otobüsün canmında yansıyan
bir kız otobüsün önünde ağlıyor
oğlanda onun önünde
konuşuyorlar
oğlanın elleri
kızın yanaklarından süzülen gözyaşlarını siliyor
oğlan ne konuşuyor ne kadar konuşuyor bilmem
kız sadece bir kaç kelimeyle
ve gözyaşıyla cevap veriyor
kız ağlıyor
yelkovan yerine vardığında
yola çıkmak düşüyor bize
kız şöförün hemen ardından otobüse biniyor
yanımdan geçiyor
yanakları ıslak
oğlanın gözleri otobüsün camında
kıza bakıyor
biz hareket ederken
onun elleri ister istemez kalkıyor
sallıyor gözyaşlarıyla ıslanmış ellerini
otobüs perondan uzaklaşırken
vedalar hasrete yelken açıyor
kız ağlarken oğlan otobüsün arkasından el sallıyor
kız ağlıyor oğlan el sallıyor
göz yaşları kızın yanaklarında
oğlanın ellerinde kurudukça
ayrılık yüreklere çörekleniyor
son köşe dönüldüğünde
çareler çaresiz kalıyor
camdan bakıyorum dışarıya
ve camdaki silik görüntüme
neleri terk etmiyoruz ki
imkanlar imkansızlıklar
mecburiyetler amaçlar ve hayaller için
hayaller şu karşıda duran karlı dağdan daha yakın
yeterki yola çıkmayı bilelim
adım atalım
kimi zaman veda edelim
geride kalanlara ağlayalım bazen
ama yola çıkalım
düşünmeyelim arkadakileri
önümüze bakalım
baktığımızı görelim
hayalleri
umutları
ve şu andaki yarınları...
ufuktaki hayallerimizle çıktık yola
nutuklardan uzak kendi başımıza bir hayata
umutla gelecekten bi şeyler bekledik
terkedilmiş mekanların yeni sahipleriydik
mutluluğa doğru açtık rengarenk yelkenlerimizi
arkamızda bıraktık bizi unutma seslerini
Cuma, Ekim 28, 2005
.
“Gönle ateş olurda düşersen
Sonra okyanusu taşısan o ateşi söndüremezsin...
Ama sen ateşe düşersen
Sonra okyanus olsan o ateşten kaçamazsın...”
Kaydol:
Yorumlar (Atom)